Klonlama nedir, dinen caiz midir?

Bildir
Soru

Lütfen bu sorunun neden bildirilmesi gerektiğini kısaca açıklayın.

Bildir
İptal

KLONLAMA

Klonlama, Yapay yolla genetik kopya oluşturmadır.

Klonlama, moleküler biyoloji teknikleri kullanarak bir DNA (canlılardaki biyolojik işlemlerin şifresini taşıyan genler) dizisine eş DNA üretmek veya bir hücreden yola çıkarak hücre bölünmesiyle genetik olarak birbirine eş hücre grubu oluşturmaktır. Bu şekilde bir tek hücreden köken almış molekül, hücre veya organizma topluluğuna ise “klon” denilir. Amacına göre yapılan tasnifle klonlama, üreme amaçlı ve tedavi amaçlı olmak üzere iki kısma ayrılır:

1. Üreme amaçlı klonlama. Üreme amaçlı klonlama

iki şekilde olabilir: a. Babanın spermi ile annenin yumurtasının birleşmesi sonucunda zigot ortaya çıkar. Zigot, belli bir süre birbirinin aynısı hücreler şeklinde çoğalır. Daha sonra vücudu meydana getirecek şekilde hücreler özelleşmeye başlar. Özelleşme döneminden önce zigot hücreleri ikiye ayrılacak olursa tek yumurta ikizleri oluşur. Bu ayırımın tıbbî müdahale ile yapılması durumunda bir tür klonlama söz konusu olur. b. Vücudun herhangi bir yerinden alınan somatik (kök ve üreme hücresinin dışındaki) hücrelerin
birinden, içerisinde bütün genetik bilginin yer aldığı çekirdek alınır. Daha sonra bu çekirdek, çekirdeği alınmış başka bir yumurta hücresine yerleştirilerek rahme konur ve üreme gerçekleştirilir.

2. Tedavi amaçlı (terapötik) klonlama.

Araştırmalarda kullanılmak üzere insan embriyosunun (gebeliğin ikinci ayının sonuna kadarki dönemde cenine verilen isim) üretilmesidir. Tedavi amaçlı klonlama, insandan alınan kök hücrelerin, verilen sinyallerle istenilen doku ya da organi üretecek şekilde farklı hücrelere dönüşebilmesi ve bu farklı hücrelerin çoğaltılması suretiyle istenilen doku ya da organın elde edilebilmesi esasına dayanır. Kök hücre, yetişkin kök hücrelerinden, kordon kanından veya insan embriyosundan elde edilebilir. İlk ikisinin sınırlı sayıda dokuya dönüşebilmesi dolayısla uygulama alanları sınırlıdır. Özelleşme öncesi embriyodan elde edilen kök hücreler ise, her türlü dokuya dönüşebilme özelliğine sahiptirler.
Klonlamanın bilim dünyasında erken dönemlerden itibaren konuşulması ve bazı başarılı örneklerin daha önce gerçekleştirilmesine rağmen dünya gündemine girmesi 1997 yılında İskoçyalı bir araştırma grubunun “Dolly” adında memeli bir hayvanı klonlamasıyla olmuştur. Dolly’nin yetişkin somatik hücre çekirdeğinin, çekirdeği alınmış yumurta hücresine transferi ile doğması, klonlamanın bilim için bir milat mı yoksa insanlığın sonunu getirecek tehlikeli bir oyun mu olduğu tartışmasını gündeme getirmiştir. Klonlamayı savunanlar; klonlama teknolojisi ile, üstün genetik yapıya sahip olmakla birlikte herhangi bir sebepten ötürü döl veremeyen ya da ölmek üzere olan bir hayvanın çoğaltılması, nesli tükenmekte olan hayvanların çoğaltılarak mevcut biyolojik dengenin korunması, transgenik (genetiği değiştirilmiş) hayvanlar üreterek hastalıklara karşı dirençli, uzun ömürlü ve sağlıklı olmalarının sağlanması, tıbbî açıdan önem taşıyan proteinlerin (insülin, interferon vb.) üretilmesi, kalp kapakçığı, karaciğer, böbrek, pankreas gibi hayatî doku ve organları üretme şansının olması gibi sebeplerden dolayı klonlamaya destek verilmesi gerektiğini iddia ederler. Klonlamaya karşı olanlar ise, klonlamanın genetik çeşitliliğin yok olması, doğal dengenin bozulması, özellikle insan klonlamasında söz konusu olan insan onurunun zedelenmesi, insanın genetik havuzunun zarar görmesi, bağışıklık sisteminin zayıflaması, erken yaşlanmanın görülmesi, aile bağlarına zarar verilmesi ve klon insanların yedek parça muamelesi görmesi gibi hem fiziki hem de psikososyal birçok problemin ortaya çıkmasına yol açacağını ileri sürerler.

Klonlamaya karşı dinî ve etik tartışmaların odağında genellikle tedavi amaçlı kopyalamanın aksine, yeniden üretim amaçlı klonlama yer almaktadır. Üreme amaçlı klonlama kamuoyunun geniş bir kesimi tarafından reddedilmiş, özellikle insanın klonlanmasına Batı ve Doğu dünyasındaki toplumların neredeyse tamamı tarafından karşı çıkılmıştır. Zira diğer canlıların aksine insan kopyalamanın ahlakî, hukukî, dinî, kültürel ve toplumsal boyutları vardır. Ayrıca embriyonun ahlakî statüsü de insanın klonlanmasına dair tartışmalarda önemli bir konuma sahiptir. Nitekim embriyonun sadece bir hücre kitlesi olmadığı ve onun erişkin insanın sahip olduğu hakların bir kısmına veya tamamına sahip olması gerektiği görüşü genel kabul gören bir yaklaşım olarak ortaya çıkmıştır.

İslam’a Göre Klonlamanın Hükmü

1. İnsanın klonlanması.

Allah’ın, kendisini tanıması için akıl ve düşünce kabiliyeti vererek diğer varlıklardan farklı bir konuma sahip kıldığı insan, onur ve değer bilinci yüksek bir varlıktır, sadece biyolojik bir varlık olarak değerlendirilemez. İnsan, en güzel şekilde yaratılmasının yanında kendisine bahşedilen üstünlük ile diğer canlılardan ayrılır. Bu hususa Kur’ân-Kerim’de, “Andolsun, biz âdemoğullarını üstün bir şekilde yarattık, onların karada ve denizde ulaşımlarını sağladık, kendilerine iyi ve temiz rızıklar verdik ve onları yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık” (el-İsrâ 17/70) âyetiyle dikkat çekilmektedir. Hz. Peygamber de, “Müslümanın onuru, malı, kanı saygındır, ona dokunulmaz. Takvâ (Allah’a karşı sorumluluk bilinci) işte şuradadır (kalptedir). Müslümanın müslüman kardeşini küçük görmesi, kötülük olarak ona yeter” buyururken insan onurunun saygınlığına ve dokunulmaz oluşuna işaret etmektedir (Tirmizi, “Birr”, 18).

İnsanın sahip olduğu bu yücelik anne karnındaki cenin için de geçerli olduğundan klonlama gibi müdahaleler büyük bir titizlikle ele alınmalıdır. Ayrıca klonlamanın insan fitratına (yaratılış) bir müdahale olduğu da açıktır. İslam, insanın fıtratı üzerine kalmasını ve fitratına müdahale edilmemesini ister. Kur’ân-1 Kerim’de, “Bütün bâtıl inançlardan uzak şekilde, yüzünü ve özünü hak dine, Allah’ın insanları üzerine yarattığı fitrata çevir. Allah’ın yarattığını değiştirme imkânı yoktur” (er-Rûm 30/30) buyurularak insanların yaratıldıkları saflık ve temizlik üzere kalmaları tavsiye edilmektedir. Klonlama, Allah’ın insanların çocuk edinmeleri için ortaya koyduğu doğal üreme yolundan farklılığı sebebiyle de fitrata aykırıdır (ayrıca bk. FITRAT). Nitekim Kur’ân-ı Kerim, üreme konusunda yüce Allah’ın takdir ettiği doğal süreci şu şekilde açıklamaktadır: “Ey insanlar! Sizi bir tek candan yaratan ve ondan da eşini yaratıp bu ikisinden birçok erkek ve kadın türeten rabbinize itaatsizlik etmekten sakının. Adını anarak birbirinizden dilek ve istekte bulunduğunuz Allah’a saygısızlıktan ve akrabalık haklarına riayetsizlikten de sakının. Şüphesiz Allah sizi daima görüp gözetmektedir” (en-Nisa 4/1).

Çağdaş İslam âlimleri, insan fitratına aykırı olması, insanlık onurunu zedelemesi ve organ ticareti gibi meşru olmayan uygulamalara kapı açması gibi sebeplerle üreme amaçlı insan klonlanmasına şiddetle karşı çıkmışlardır. İslam İşbirliği Teşkilatı’na bağlı İslam Fıkıh Konseyi’nin 28 Haziran – 3 Temmuz 1997 tarihli onuncu dönem toplantısında alınan kararda üreme amaçlı klonlamada söz konusu olan her iki yöntemle ya da insanın çoğaltılması sonucunu veren başka herhangi bir yöntemle insanın klonlanmasının haram olduğu ifade edilmiştir. Aynı kararda rahim, yumurta, meni ya da klonlanacak hücrede, evlilik ilişkisine üçüncü bir tarafın dahil olduğu her türlü durum haram kabul edilmiştir.

Kadınların kendilerine ait hücre çekirdekleri yoluyla kendi kendilerine çocuk sahibi olmaları da babasız çocukların çoğalmasına, akrabalık bağlarının parçalanmasına ve ailenin ortadan kalkmasına yol açacaktır. Hücre çekirdeğinin başkalarından alınması durumunda, hücre sahibinin yumurta sahibi kadınla ilişkisinin nasıl tanımlanacağı, çocuğun anne ve babasının nasıl tespit edileceği, yakın ve uzak akrabaların nasıl belirleneceği, bunlara bağlı olarak da evlilik, miras, nafaka, evlatlık, himaye, örtünme, evlilik engelleri gibi konularda taraflara ait hak ve görevlerin neler ve kime ait olacağı konularında büyük bir kargaşa ortaya çıkmaktadır. Bütün bunlar aileyi ve nesli korumayı temel gayelerden biri olarak gören dinî hükümler açısından da bir sapma ve bozuluşa (fesat) yol açacak niteliktedir. Teknoloji ve bilimin insanın şerefini, konumunu ve Allah’ın onu yaratmasındaki gayeyi koruması gerekir. Bireyin kişiliğine, niteliklerine ve üstünlüğüne zarar verilmemeli; toplumsal yapının bozulmamasına veya insanlık tarihi boyunca var olagelen akrabalık, nesep ve aile bağlarının temellerinde bir sarsıntı oluşturulmamasına özen gösterilmelidir.

İnsan üzerinde tedavi amacıyla gerçekleştirilen klonlama çalışmaları, klonlamada kullanılacak kök hücre çeşitlerine göre farklı hükümlere tâbidir. Yetişkin kök hücreleri ile kordon kanından elde edilen kök hücrelerin hükmü, organ ve doku naklinin hükmüyle aynıdır. Buna göre kök hücre elde etmek üzere kan, ilik vb. dokusu alınan kişinin, bu konuda maddi veya manevi bir baskıya maruz kalmaması, bu işlemin sağlığına tehdit oluşturmaması, alınacak doku karşılığında menfaat sağlamaması/ücret almaması kaydıyla bu tür kök hücreler tedavi amaçlı klonlamada kullanılabilir (bk. ORGAN NAKLİ).

Embriyonik kök hücrelerin tedavi amacıyla kullanımı, henüz rahim duvarına yapışmamış zigottan alınması şartıyla câizdir. Ancak burada, taşıdığı dini ve tıbbi riskler ve bilinmezlikler dolayısıyla rahimde oluşan zigotun değil de, tüp bebek uygulamalarında, laboratuvar ortamında oluşturulup rahme yerleştirilmemiş zigotun kullanılması gerekir. Düşük veya dinen geçerli bir mazeret sebebiyle sonlandırılmış gebeliklerden kök hücre elde edilmesi ve tedavide kullanılması da mümkündür (bk. CENİN; ÇOCUK DÜŞÜRME; SUNİ DÖLLENME). Ayrıca hastadan sağlıklı bir hücrenin çekirdeği alınıp, çekirdeği çıkartılmış başka bir yumurta hücresine aktarılmak suretiyle oluşturulan klon embriyolardan kişiye özgü kök hücre üretilip hastalığın tedavisinde kullanılabilir.

2. İnsan dışındaki varlıkların klonlanması.

Maslahatı (kişi ve kamu yararı) gerçekleştirmek, zararları gidermek, canlılara eziyet etmemek ve ekolojik dengeyi bozmamak şartıyla dinî ilkeler çerçevesinde bakteri, diğer mikrobiyolojik canlılar, bitkiler ve hayvanlar üzerinde gerek üretim gerekse tedavi amaçlı klonlama ve genetik mühendisliği tekniklerinin kullanılması caizdir. Allah, yeryüzündeki her şeyi emrine vererek onları yönetme ve onlardan faydalanma imkânını insana bahşetmiştir. Ancak böyle bir müdahalenin zorunluluk (zaruret) çerçevesinde yapılması gerekir. Zira fıtrata ve ekolojik çevreye yapılacak müdahalelerin riskli oluşunun tahmin edilemeyen sonuçlar doğurması ihtimali her zaman mevcuttur.

İnsan ve diğer varlıklar üzerinde dinî ilkeler çerçevesinde tedaviye yönelik bilimsel araştırmaların devam etmesinin gerekliliği konusunda İslam âlimleri arasında görüş birliği vardır. Hz. Peygamber ölüm dışında her şeyin tedavisinin olduğunu söyleyerek tedavi olmayı teşvik etmiş (Ebû Dâvûd, “Tıb”, 1), bazı âlimlerce haramla tedavi bile zaruret durumunda ve ihtiyaç ölçüsünde mübah kabul edilmiştir.

Gerek klonlama faaliyetlerinin seyri ve neticeleri hakkında birikim sahibi olunması ve yanlış uygulamalara yönelenlerin gerektiğinde uyarılabilmesi, gerekse üretim ve tedavi amaçlı klonlamanın meşru olan kısımlarının gerçekleştirilebilmesi açısından klonlama çalışmaları desteklenmelidir. Haram ile helalin birbirine karışması ve bütün insanlığı ilgilendiren tehlikelerin ortaya çıkması ihtimalinin söz konusu olduğu bu alanda güvenilir ve ehliyet sahibi şahıs ve kurumların varlığı büyük önem taşımakta, bu aynı zamanda toplum için ortak bir sorumluluk teşkil etmektedir. Kaynak Temel İslam Ansiklopedisi

İslamda Tedavi ve Rukye

Ötenazinin dinen hükmü Nedir

55 görüntüleme 0

Cevapla

Captcha Captcha'yı güncellemek için resme tıklayın.