Hac nedir? Haccın tanımı, mahiyeti ve hükmü

Hata Bildir
Soru

Lütfen bu sorunun neden hata bildirilmesi gerektiğini kısaca açıklayın.

Hata Bildir
İptal Et

Hac ne demek? Hac ibadetinin Tanımı Ve Mahiyeti
Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  Hac nedir Haccın tanımı.jpg
Görüntüleme: 50
Büyüklüğü:  46.9 KB (Kilobyte)
Haccın tanımı kısaca

“Hacc” sözlükte, kastetmek, yönelmek ve -bazı dil bilginlerine göre- saygı duyu­lan bir kişiye veya yere yönelmek anlamla­rına gelir.

Dini bir terim olarak ise hac, belirli vakitte Arafat’ta bulunma ve usulüne uygun olarak Kabe’yi tavaf etme fiillerin­den oluşan bir ibadettir. Haccın temel öğ­leri (rükünleri) Hanefîler’e göre bu iki fiil­den ibaret olmakla birlikte, diğer mezhep­lere göre yapılacak tanımda rükün sayılan diğer fiillerin de gözonüne alınması gere­kir. Hac eden kişiye “hac” (hacı) denir; çoğulu “huccâc” veya “hacîc”dir.

Doğru kabul edilen görüşe göre hicrî 9. senenin sonlarında farz kılınan hac, İs­lâm’ın beş şartından (temel hükmünden) bindir. “Yoluna gücü yetenlerin o evi hac­cetmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hak­kıdır” (Âl-i imrân 3/97) anlamındaki âyet-i kerîme, bu farziyetin Kur’ân’dan delilidir. İbn Ömer’in Hz. Peygamber’den rivayet ettiği şu hadis-i şerif de sözkonusu farziyetin Sünnet’ten delilini teşkil etmek­tedir: “İslâm beş esas üzerine kurulmuştur. Allah’tan başka İlâh olmadığına, Muham-med’in Allah’ın elçisi olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, Ra­mazan orucunu tutmak ve hac yapmak
(Buhârî, İman, 1; Müslim, iman, 19, 5; et-Tirmİzî, İman, 3).

Sahabe döneminden beri bütün bilginler gücü yeten kimsenin, ömründe bir kere hac yapmasının farz-ı ayn olduğu hususunda icmâ etmişlerdir. Buna göre hac ibadeti, Kitap, Sünnet/ve İcma-i ümmet ile sabit olan en kuvvetli farzlardan biridir.

Ömründe bir defa hac yapmış olan müslüman, bu farzı yerine getirmiş olur. Çünkü Ebû Hureyre’nin rivayetine göre Hz. Peygamber bir hutbesinde: “Ey insanlar! Allah sizlere haccı farz kılmıştır. O halde hac ediniz” buyurmuş, bunun üzerine bir adam, “Her sene mi, ey Allah’ın Rasulü?” diye sormuş, sorusuna cevap alamayınca aynı soruyu üç defa tekrarlamış, sonunda Rasûlullah “Şayet evet deseydim vacip (farz) olurdu, buna da gücünüz yetmez­di…” diye cevap vermiştir (Müslim, Hac, 73).

Bilginler, şartları gerçekleştiğinde haccın hemen yerine getirilmesi gerekli bir fariza mı (“vücub ale’l-fevr”) yoksa geniş zaman İçinde yerine getirilmesine müsaade edil­miş bir görev mi (“vücub ale’t-terâhi”) olduğu hususunda farklı kanaate sahiptir­ler. Fakihlerin çoğunluğuna (Ebû Hanî-fe’den nakledilen iki görüşten daha sahih kabul edilenine, Ebû Yusuf’a, Malikî mez­hebinde tercih edilen görüşe ve Ahmed b Hanbel’e) göre, şartları gerçekleştiğinde haccın geciktirilmemesi gerekir. Üzerine hac farz olan kişinin bunu sonraki seneye veya senelere bırakması günahtır. Hatta bu bilginlerin içtihadına göre, uzun yıllar bu görevi erteleyen kişinin tanıklığı da kabul edilmez. Zira, vecibenin tehiri küçük günah olmakla birlikte günahta ısrar etmek kişiyi fâsık kılar. Bununla beraber, farz olduğu yıldan sonraya erteleyip daha sonra hac görevini yerine getiren kişinin bu ifası kaza değil edâ sayılır ve böylece günahı da kal­kar.

Şafiî’ye ve Hanefîler’den Muhammed b. Hasen’e göre İse, haccın vücubu “fevrî” değildir, ilk kez farz olduğu yıldan sonraya bırakmamak sünnet ise de, daha sonraya da bırakılabilir. Ancak gelecekte hac ede­bilme imkânlarını yitireceği endişesi varsa, ertelemesi haram olur.

Kişi, gelecek seneye veya senelere sağ çıkıp çıkamayacağını bilemeyeceğinden, imkânı olduğunda bir an önce bu görevi yerine getirmesi ihtiyatlı bir davranış olur. Yukarıda belirtilen iki görüş de, bu davranı­şın dinen daha çok tasvip gördüğü nokta­sında birleşmektedir.

Kutsal zaman ve kutsal mekân inancı hemen hemen bütün dinlerde mevcuttur. Ulûhiyyetin tezahür ve tecelli ettiği ve kutsal kabul edilen şahısların yaşadığı veyahutta kutsal sayılan olayların cereyan ettiği mekânlar, bu inançları paylaşanlarca mukaddes kabul edilmiştir. Gerek ulûhiyyete yaklaşmak, gerekse kutsal şah­siyetlerin yardım ve şefaatini celbedebilmek için mukaddes diye kabul edilen mekânların belirli zamanlarda ziya­reti de dinî vecibelerden sayılmıştır. Bu tür ziyaretler bütün dinlerde mevcuttur. Bu­dizm’de Buda’nın şehri Benares önemli bir ziyaret yeridir. Yahudilikte tanrının tecelli ettiği Sina dağı ve Kudüs başlıca hac yeri­dir. Hıristiyanlıkta Hz. İsa’nın yaşadığı yer­ler, Beytlehem, Nasıra ve özellikle Kudüs şehri ile Hıristiyan aziz ve azizelerinin ya­şadıkları yerler ve katolikler için Vatikan önemli hac mekânlarıdır.
Gerçek Hayat-İslamda inanç ibadet

0
mumsema 3 ay 0 Cevap 39 Görüntüleme

Bir cevap bırakın

Captcha Captcha'yı güncellemek için resme tıklayın.