Allah’ın isimlerinden el Hamid ne demek

Bildir
Soru

Lütfen bu sorunun neden bildirilmesi gerektiğini kısaca açıklayın.

Bildir
İptal

HAMID

 

الحميد

 

Allah’ın isimlerinden (esma-yi hüsna) biri.

 

“Hamid” ismi, “övülen, her türlü övgüye en layık olan” anlamına gelir. Bu isim Kur’ân-ı Kerim’de en çok “kimseye ihtiyaç duymayan ve her şey kendisine muhtaç olan” anlamındaki “gani” ismiyle birlikte kullanılır: “Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi Allah’ındır. Allah kimseye muhtaç değildir; her türlü övgü zaten O’na aittir” (en-Nisa 4/131). Böylelikle Allah Teâlâ’nın övgüye muhtaç olmadığı (el-Bakara 2/267), O’nun övgüye layık olmasının insanların O’nu övmesine bağlı olmayıp bizzat kendi zatından kaynaklandığı, insanların O’nu övmesine bağlı olarak değer kazanmadığı; bilakis ancak O’nu övmekle insanların değer kazandığı vurgulanır: “Ey insanlar! Hepiniz gerçekten Allah’a muhtaçsınız. Hiçbir şeye ihtiyacı olmayan ve her türlü övgüye layık olan biri

varsa, O da Allah’tır” (Fâtır 35/15). Nitekim “hamid” isminin, Kur’an-ı Kerim’de birlikte zikredildiği “yenilmeyen yegâne galip” mânasındaki “aziz” ve “yüce, şanlı ve şerefli” mânasındaki “mecid” isimleri de Allah Teâlâ’nın kullarının övmesine bağlı olmadan zata itibariyle her türlü üstünlüğe ve yüceliğe sahip olduğunu göstermektedir (mesela bk. Hud 11/73; Sebe’ 34/6; ayrıca bk. AZZ; GANÎ; MECÎD).

 

“Hamid” ismi Hz. Peygamber tarafından da Allah’ın isimleri arasında sayılmıştır (Tirmizi, “Daavât”, 82). Ayrıca Hz. Peygamber namazda selam vermeden önce okuduğu Salli ve Bârik dualarının her birinde Allah Teåla’ya “hamidün mecid” (övgüye layık ve şerefli olan Allah) isimleriyle dua etmiştir.

 

Şüphesiz Allah Teâlâ zatı itibariyle her türlü yüceliğe ve mükemmelliğe sahip olması, insanın aklına gelen ya da gelmeyen her türlü kusurdan eksiklikten uzak bulunması itibariyle her türlü övgüye layıktır. Mamafih O’nun övgüye layık olması sadece zatındaki mükemmellikten değil, aynı zamanda kullarına yönelik sayısız nimetlerinden de kaynaklanmaktadır. Nitekim Kur’ân-ı Kerim’de pek çok âyette insanoğlunun hizmetine sunulan bu nimetler hatırlatıldıktan sonra Allah Teâlâ’nın hamde (övgü ve teşekkür) en layık varlık olduğu belirtilir: “İnsanlar ümitlerini kesmişken yağmuru indiren ve rahmetini yayan O’dur. O her türlü övgüye layık olan gerçek dost ve gözeticidir” (eş-Şûrâ 42/28). Bu sebeple övgüye değer bütün güzelliklerin kaynağı olması bakımından hamd sadece Allah’a mahsustur: “Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah’a mahsustur” (el-En’âm 6/1). Nitekim kâinat içerisinde övgüye değer olması açısından hamid olan varlıklar da bulunabilir. İnancı, ahlakı ve diğer davranışları açısından övgüye layık bir kimse hamid niteliğini taşır ki, bunların başında Hz. Peygamber gelir. Onu Allah dostu veli kimseler ve alimler takip eder. Bununla birlikte yaratılmış hiçbir varlık eksiklikten uzak olmadığı için mutlak mânada hamid sadece Allah Tealâ’dır. Dolayısıyla kâinat içerisinde başka varlıklara yöneltilmiş övgüler olsa bile bütün bunlar nihayetinde Allah’a dönmekte ve O’na ait olmaktadır. Zira canlı cansız, şuurlu şuursuz bütün kainatın sahip olduğu iyilik ve güzellikler yaratıcısına râcidir.

“Hamid” ismi şüphesiz İslam dininde merkezi bir kavram olan hamdin önemini hatırlatan bir isimdir. Allah’a hamdetmek müminler için bir şükran borcu ve asla unutulmaması gereken bir kulluk görevidir. Hz. Peygamber, insanları hayırlı bir işe başlarken, bir nimete kavuştuklarında veya bir sıkıntıdan kurtulduklarında, yemekten sonra, uyandıklarında, tuvaletten çıktıklarında ve aksırdıklarında Allah’a hamdetmeye teşvik etmiş ve buyurmuştur ki: “Allah’a hamd ile başlanılmayan her iş eksik ve bereketsizdir” (İbn Mâce, “Nikåh”, 19; Ebü Dâvûd, “Edeb”, 18). Ayrıca o, hem sevindirici hem de hoşlanmadığı şeylerle karşılaştığında Allah’a hamdetmiş (İbn Mâce, “Edeb”, 55), her şeyin Allah’tan olduğunu bilerek şükretmemiz gerektiğini göstermiştir. Bunun yanı sıra yüce Allah’ın söylenmesinden en hoşnut olduğu sözlerden birinin ve en üstün ve değerli duanın, “elhamdülillah” (Hamd Allah’a mahsustur) olduğunu haber vermiştir (Tirmizi, “Daavât”, 9).

 

Yüce Allah’ı övmek sadece söz ile değil, davranış ile de gösterilen bir teşekkür biçimidir. Namazların her rekâtında okunan Fâtiha sûresinin besmeleden sonra, “Hamd alemlerin rabbi olan Allah’a mahsustur” (el-Fatiha 1/2) âyetiyle başlaması, namazlarda selamdan önce okunan Salli ve Bârik dualarının, “hamidün mecid” isimleriyle sona ermesi de bunun sürekli hatırda tutulması gerektiğine işaret eder. Hz. Peygamber’in tavsiye ettiği üzere (Tirmizi, “Salât”, 185, “Daavât”, 25) namazın sonunda otuz üç defa “elhamdulillah” denilerek Allah Teâla’ya şükredilmesi, bunun gibi Sübhaneke duasında ve rükudan kalkınca hamd içeren sözcükler söylenmesi de bu ibadetin hamid olan Allah’a övgünün önemli bir yolu olduğunu gösterir (ayrıca bk. HAMD).

 

“Hamid” ismi en temelde Allah Teâlâ’nın övülmeye değer bir varlık olduğunu bildirmekle birlikte, Allah’ın öven bir varlık olduğunu da ifade etmektedir. Bu yönüyle; Allah’ın insanların güzel fiil ve davranışlarını överek mükafatlandırması “hamid” isminin bir yansıması olduğu gibi, bizzat Allah’ın kendi zatını övmesi de “hamid” isminin bir tecellisidir. Nitekim Allah Teâlâ pek çok âyette hamdi kendisine izafe ederek zatını övmüştür (mesela bk. el-Fatiha 1/2; el-En’âm 6/1; Yunus 10/10; el-Kasas 28/70). Şüphesiz Allah’ın zatını övmesinin amacı da insanlara kendisine hamdetmeyi öğretmektir.

Allah Teâlâ’nın övgüye layık yegâne varlık olduğunu bildirmesi hasebiyle “hamid” ismi, Allah’ın övgüyü hak ettiren bütün güzel vasıflara sahip olduğunu göstermektedir. Allah’ın isimlerinin her biri de Allah’ın sahip olduğu güzellik ve yetkinlikleri ifade ettiği için “hamîd” isminin Allah’ın bütün isimlerini kuşatan bir isim olduğu söylenebilir. Nitekim “Hem onlara güzel söz söylemek ilham edilmiş, hem de onlar her türlü övgüye layık olan Allah’ın dosdoğru yoluna iletilmişlerdir” (el-Hac 22/24) âyetinde de “hamid” isminin tek başına lafza-i celâl yerine kullanılması da bu hususa işaret etmektedir.

 

Allah’ın hamîd olduğunun bilincine varan bir mümin, O’nun övgüye layık tek varlık olduğunu kavrar. O’nun verdiği güzelliklerin farkında olur ve bunun için sürekli hamdeder. Allah’ın gerçek anlamda övgüyü hak eden yegâne varlık olduğu bilinciyle kendini övmekten kaçındığı gibi, başkalarını överken ve yererken de ölçülü davranır.

Kaynak: İslam ansiklopedisi Diyanet

8 görüntüleme 0

Cevapla

Captcha Captcha'yı güncellemek için resme tıklayın.