Allah’ın isimlerinden el Hak ne demek

Bildir
Soru

Lütfen bu sorunun neden bildirilmesi gerektiğini kısaca açıklayın.

Bildir
İptal

ESMAÜL HÜSNA EL-HAK

el Hak isminin arapça yazılışı الحق

Hak, Allah’ın isimlerinden (esma-yi hüsnâ) biridir.

“Hak” ismi “gerçek olan, varlığı inkâr edilemeyen, hakiki bilgilerle kullarını doğruya ileten” anlamına gelir.

Kur’ân-ı Kerim’de pek çok âyette Allah Teāla’nın tek gerçek varlık olduğu, varlığının inkâr edilemeyeceği, dünya ve ahiret ile ilgili verdiği bilgilerin mutlaka gerçekleşeceği, peygamberleri ve kitapları da en doğru bilgilerle gönderdiği ve vadettiği mükafat ve cezanın da mutlaka gerçekleşeceği bildirilmiştir: “Allah Hakk’ın ta kendisidir; O, ölüleri diriltir ve her şeye kadirdir” (el-Hac 22/6): “İşte burada gerçek yardım ve dostluk, Hak olan Allah’a mahsustur. O’nun vereceği mükafat daha hayırlıdır. En güzel akıbeti veren de yine O’dur” (el-Kehf 18/44). Ayrıca “Hak” ismiyle O’nun gerçek bir ilah oluşunun yanında, O’nun dışında tapınılan varlıkların sahte ilahlığı da vurgulanır: “Allah Hakk’ın ta kendisidir, onların Allah’ı bırakıp taptıkları ise bâtılın ta kendisidir. Allah her şeyden yüce ve her şeyden büyüktür” (el-Hac 22/62; ayrıca bk. Lokman 31/30). Bunun yanında “Hak” ismi bazı âyetlerde, “görünen ve görünmeyen âlemlerin sahibi” anlamındaki “melik” (Tâhâ 20/114), “idare ve terbiye eden, sahip çıkan” anlamındaki “rab” (Yunus 10/32), “ilah oluşu veya adaleti apaçık olan” anlamındaki “mübin” (en-Nür 24/25) ve gerçek dost ve yardıma” anlamındaki “mevla” (el-En’âm 6/62; Yunus 10/30) isimleriyle birlikte zikredilerek “Hak” isminin muhtevasındaki zenginlik de ortaya konulur.

 

“Hak” ismi Hz. Peygamber tarafından da Allah’ın isimleri arasında sayılmış (Tirmizi, “Daavât”, 82; İbn Mâce, “Duâ”, 10), Resûl-i Ekrem dualarında da sıklıkla “Hak” ismini zikretmiştir. Nitekim Hz. Peygamber teheccüt namazında yaptığı şu duasında “Hak” ismini zikrederek bu ismin dünya ve âhiret hayatı ile ilgisine ve onu tam olarak idrak eden bir müminin yapması gerekenlere işaret etmiştir: “Allahım! Her hamd senin içindir. Sen göklerin ve yerin nurusun. Hamd sana mahsustur. Sen göklerin ve yerin daimi hükümranısın. Hamd sana mahsustur. Sen göklerin, yerin ve bunlardaki her şeyin rabbisin. Sen Hak’sın. Vaadin de haktır. Senin sözün de ancak haktır. Sana kavuşmak haktır. Cennet haktır. Cehennem de haktır. Peygamberler de haktır. Kıyametin kopması da haktır. Allahım! Ben kendimi yalnız sana teslim ettim. Yalnız sana iman ettim. Yalnız sana güvenip dayandım. Yalnız sana yöneldim. Yalnız sana dayanarak mücadele ettim. Aramızda yalnız seni hakem kıldım. Benim önceden işlediğim, sonra işlerim sandığım, gizli yaptığım ve açıktan işlediğim bütün günahlarımı bağışla. Kulluğa layık ilah ancak sensin. Senden başka hiçbir ilah yoktur” (Buhári, “Tevhid”, 35; Müslim, “Salâtü’l-müsafirîn”, 199). Yine Hz. Peygamber telbiye duası sırasında zikrettiği, “Emrin baş üstüne, ey gerçek ilah (ilahal hak), emrin baş üstüne!” anlamındaki niyazında (İbn Mâce, “Menäsik”, 15; Nesai, “Menasikü’l-hac”, 54) “ilahu’l-hak” tabiriyle gerçek ilahın sadece Allah olduğuna, Câhiliye Araplan’nın tapındığı sahte tannlann hiçbir gerçeklik taşımadığına işaret etmiştir.

Allah Teâla’nın Hak oluşu, en temelde O’nun varlığının son derece açık ve inkâr edilemez olduğu anlamına gelir. İnsanın çevresinde veya kendi varlığında gördüğü pek çok delil O’nun varlığını kanıtlar niteliktedir: “Yakında onlara hem dış dünyada hem de kendi içlerinde ayetlerimizi göstereceğiz” (Fussilet 41/53). Başta insanın kendi yaratılışı ve kâinatın bir düzen içerisinde varlığını devam ettirmesi de Allah’ın varlığının ve tek gerçek (hak) olduğunun delilidir. “Hak” ismi, O’nun ilah olma vasıflarını eksiksiz biçimde yerine getiren, dolayısıyla ibadet edilmeye layık olan tek varlık olduğuna da işaret eder. Nitekim Kur’an-ı Kerim, Allah’tan başka tapınılan varlıkların yaratmak, rızık vermek, duaya karşılık vermek, hidayet edip doğru yolu göstermek ve geleceği bilmek gibi hususlarda âciz kaldığını belirtmektedir (bk. Yünus 10/35; en-Nahl 16/73; Fâtır 35/14; el-Ahkaf 46/4). Bu sebeple varlığı hak olan Allah Teâlâ karşısında bütün bu uydurma tanrılar “bâtil” yani asılsız ve geçersiz varlıklar olarak nitelenmiştir (el-Hac 22/62; Lokman 31/30). “Hak” isminin gerçek anlamda sadece Allah’a ait olması sebebiyle Allah Teâlâ bazı müslüman kültürlerde “Cenâb-ı Hak” olarak anılır.

Hak olan Allah birçok ayette kullarına vadettiği mükafat ve cezaların mutlak gerçekleşeceğini, bu nedenle O’nun emir ve yasaklarına uyulması gerektiğini de vurgular. Allah Teâlă, insanların ihtiyaç duyduğu en dogru ilkeleri de hak din aracılığı ile göndermiştir (et-Tevbe 9/29, 33; el-İsra 17/81). Peygamberler de varlığı şüphe götürmeyen konularda hakikati bildirmek üzere gelmiş (bk. el-Bakara 2/119), Kur’an-ı Kerim de bu gerçeklere rehberlik etmiştir (bk. el-Bakara 2/176; Yünus 10/94).

Allah Teâlâ’nın Hak oluşu O’nun varlığının diğer varlıklar gibi gelip geçici değil, kalıcı ve asla yok olmayan bir gerçekliğe sahip olduğunu göstermektedir. Bu sebeple, Allah’ın varlığının bir başlangıcının olmadığını, O’nun yaratılmadığını ve ezelî olarak var olduğunu ifade eden “kadîm” ve “evvel” isimleriyle, O’nun varlığının asla son bulmayacağını ve ebediyen var olacağını ifade eden bâkî ve âhir isimleri “Hak” ismiyle anlam açısından ilişkilidir. Bunların yanında yine Allah’ın varlığının sonu olmadığını ifade eden “vâris”, Allah’ın hiçbir şeye ihtiyaç duymadığını bildiren “samed”, Allah’ın varlığının apaçık olduğunu bildiren “zâhir” ve Allah’ın hiç ölmeyen bir diri olduğunu ifade eden “hay” isimleri de “Hak” ismiyle anlam yakınlığı taşımaktadır (bk. BÂKİ; EVVEL; HAY; KIDEM; SAMED; VÂRİS; ZÂHİR).

Allah’ın “Hak” isminin anlamını tam olarak kavrayan bir mümin, O’nun varlığının inkâr edilemez bir gerçek olduğunu anlar; Allah’ın ilahlık vasıflarını taşıyan tek varlık olduğunun, dengi ve benzerinin bulunmadığının ve O’ndan başka kendisine ilahlık nispet edilenlerin boş söz ve kuruntudan ibaret olduğunun bilincine varır. Böylece O’nu kulluk edilecek, sığınılacak, boyun eğilecek ve kendisinden istenecek tek varlık olarak görür. Bu mümin hoşuna gitmese ve aleyhine olsa da her zaman doğruları söyler ve gerçeklerden yana olur. Allah’ın hak olduğunun bilincinde olan bir mümin her zaman gerçeği araştırır ve ona ulaşmaya çalışır; yalan, yanlış ve bâtıl işlerden uzak durur.

Kaynak: İslam ansiklopedisi Diyanet

Allah’ın İsimleri

11 görüntüleme 0

Cevapla

Captcha Captcha'yı güncellemek için resme tıklayın.